İLK ÜÇ YAŞTA BİLİŞSEL GELİŞİM

Çocukların bilişsel gelişimlerine desteklemek için farklı metotlar kullanılabilir. Çocukların zeka düzeylerini geliştirebilmek için ailelerin de duyarlı olmaları ve bu konuda çocuklarını destekleyici etkinliklerde bulunmaları gerekmektedir. İşte size çocuğunuzun zeka gelişimini destekleyebilmeniz için bazı öneriler...

3 Ay - Beceri:
   • Önünde duran bir nesneye ulaşabilir.
   • Hareketleriyle çevresindeki dünya arasında bir bağlantı olduğunun farkındadır.
   • Farkındalığı arttıkça insanların yüzlerine daha çok ilgi gösterir.
   • Müzik duyduğunda sessizleşerek dikkatini müziğe odaklayabilir.

Neler Yapabilirsiniz?
   • Bebeğinizi bebek koltuğuna yerleştirin ve ulaşabileceği uzaklığın biraz ilerisine ilgisini çekecek (renkli-sesli) nesneler koyun. Bebeğinizi ileri doğru uzanıp o nesneleri alması için yönlendirin.

6 Ay - Beceri:
   • Vücudunun kontrolünü kazandıkça, yardıma gereksinme duymadan bir şekilde oturmaya başlar.
   • Konuştuğumuzda sesler çıkararak size karşılık vermeye çalışır. Bebeğiniz konuşmanın iki yönlü bir iletişim olduğunun farkına varmıştır.
   • Her iki elini de aynı zamanda kullanabilir ve her iki eliyle de küçük oyuncaklar tutabilir.

Neler Yapabilirsiniz?
   • Bebeğinizi düz bir alanda oturma olanağı yaratın. Gerek görürseniz düşmasini engellemek için çevresini yastık vb desteklerle çevirebilirsiniz.
   • Bebeğinizle normal sesinizle konuşun onun da size yanıt verebilmesi için bir süre sesiz kalın. Size karşılık verdiğinde buna ne kadar sevindiğinizi ona gösterin. “Ce eee” oyunları oynayın.
   • Bebeğiniz elinde küçük bir oyuncak tuttuğunda, diğer eline de bir oyuncak verin. Oyuncağı bir elinden diğer eline geçirmesi için destekleyin.

Bir yaş - Beceri:
   • Temel gereksinimlerini yerine getirmeye ve basit emirleri anlamaya başlar.
   • Başkalarını taklit eder.
   • Ani hareketleri sınırlı olsa da, sizin basit hareketlerinizden bazılarını taklit edebilir
   • Daha meraklı, çevresindeki dünyayla daha ilgili bir hale gelir ve çevresindeki şeylerin nasıl çalıştığını araştırmaya başlar.

Neler Yapabilirsiniz?
   • Her şeyi bebeğinizin yerine yapmayın. Onu basit sözcükler kullanarak yönlendirerek kendi başına işlerini yapmasına izin verin.
   • Ses çıkaran iki nesneyi birbirine çarparak ona ses çıkartmayı öğretin. Bebeğiniz de sizi izleyecektir.
   • Küçük bir kutu içine ses çıkartacak iki nesne koyun. Kutuyu sallayın ve eline vererek onun da sallamasını isteyin.
   • Oyuncağı bir minderin veya kutunun altına saklayın, arayıp bulmasına yardımcı olun.

İki yaş - Beceri:
   • Vücut koordinasyonu geliştikçe merdivenlerden aşağı inebilir ve yukarı çıkabilir.
   • Konuşmaları dinler. Çocuğunuz artık dilin ve konuşmanın günlük yaşamda öneminin farkındadır.
   • Bir nesneyi başka bir şey yerine kullanma yeteneği geliştikçe, oyuncak ayılarla ve bebeklerle oynamaya başlar. Bu, bebeğiniz için çeşitli oyun alanları yaratır.

Neler Yapabilirsiniz?
   • Çocuğunuza, sizin de yardımınızla, koşması, zıplaması ve tırmanması için bir çok olanak yaratın.
   • Konuştuğunuzda çocuğunuzun sizi dinlemesi için onu özendirin ve sorular sorun.
   • Çocuğunuzun hayal gücünü geliştirebilecek oyunlar oynaması için, kuklalar, renkli kağıtlar ve kalemler gibi çeşitli oyuncaklar verin.
   • Oyuncağını farklı yerlere saklayıp, arayıp bulmasına yardımcı olun.

Üç yaş - Beceri:
   • Çocuğunuz artık farklı nitelikte iki nesneyi karşılaştırabilir. Hangisinin daha küçük ya da büyük olduğunu söyleyebilir.
   • Dili daha iyi kullanabilmektedir. Çocuğunuz sözlük dağarcığını geliştirmiştir ve siz artık basit sıfatlar kullanarak daha uzun ve daha karışık cümleler kurabilirsiniz.
   • Nesneler arasındaki benzerlikleri görür. Nesneleri eşleştirebileceği gibi aynı renkte olanları da eşleştirebilir.

Neler Yapabilirsiniz?
   • Büyük ve küçük birer bardağı su ile doldurun ve hangisinde daha çok su olduğunu sorun.
   • Çocuğunuzla kelime oyunu oynayın, çocuk şarkıları söyleyin. Öyküler okuyun.
   • Renk eşleştirme becerisini geliştirmek için ona sorular sorun. Hangi boyama kalemi ile kazağının aynı renkte olduğunu sorun. Şekilleri isimlendirin.
   • Yap-boz türü oyuncaklarla oynamasını sağlayın.

ÇOCUKLARDA BİLİŞSEL GELİŞİM

  Yeni doğan çocuğun başetmesi gereken en önemli problem yaşadığı dünyayı öğrenmesi anlamasıdır. Bu problem yetişkinlere kolay görünebilir. Yetişkin dünyanın kapsamı hakkında ayrıntılı bilgi edinmiştir. Çocuk dünyanın kapsamında olan sayısız şeyi öğrenmekle karşı karşıyadır.
   Bireyin, çevresindeki dünyayı anlamasını ve öğrenmesini sağlayan aktif zihinsel faaliyetlerde gelişime BİLİŞSEL GELİŞİM adı verilmektedir.
  Bilişsel gelişim; bebeklikten yetişkinliğe kadar bireyin çevreyi, dünyayı anlama, düşünme yollarının daha kompleks ve etkili hale gelme sürecidir

1. DUYUSAL – M OTOR DÖNEMİ (0-2 YAŞ)
   Bebek, bu aşamada dış dünyayı keşfetmede duyularını ve motor becerilerini kullandığından bu döneme duyusal- motor adı verilmektedir. Bütün bebekler doğuştan reflekstif davranışlara sahiptir. Yeni doğan bebeğin dudaklarınıza dokunduğunda emmeye başlar; elinizi avucuna koyduğunuzda yakalar. Bu refleksler, çocuğun ilk biliş şemalarını oluşturur.
  Başlangıçta kendisini diğer nesnelerden ayıramayan bebek, bu ilk şemaları, (emme, tutma, yakalama vb.) yoluyla kendi vücudunu keşfetmeye çalışır. Daha sonra, diğer nesnelerle etkinliklere başlar. Çıngırak, fincan vb. nesneleri tutar, emer, vurur. Onları, kendisinde var olan şemalarla tesadüfen keşfeder. Örneğin; çıngırağı ağzına götürdüğünde bundan hoşlanmayabilir. Kendisinde var olan şemayı yeniden düzenleme yoluyla çevresini anlamayı sağlayacak yeni bilişsel yapılar geliştirmeye başlar. Gelecek sefer çıngırağı eline verdiğinizde, sadece ağzına götürmez, elinde sallar. Örneğin; yeni doğan bebeğe mama şişesini ters olarak verdiğinizde de emmeye çalışır. Oysa bir yada iki ay sonra biberonun ne tarafından emileceğini öğrenir.
   Bebeğin, çevresiyle etkileşimleri sonucu edindiği yaşantılarla oluşturduğu yeni bilişsel yapıla, refleksif davranışlardan, amaçlı davranışlara doğru ilerlemesini sağlar.
   Artık bebek, kendisine ilginç gelen bazı davranışları sadece tekrar etmez aynı zamanda bazı basit problemleri çözmeye de çalışır. Örneğin; beş aylık bebek, gözünün top battaniyenin altına saklandığında onu aramaktan vazgeçer; oysa sekiz aylık bebek, onu aramaya devam eder. Çünkü bebek, nesne gözünün önünden kaldırıldığında onun yok olmadığını öğrenir. Nesnenin sürekliliğinin gelişimi, bilişsel gelişimde önemli bir adımdır. Daha ileri düşünmenin gelişimi için bir basamaktır.
2. İŞLEM ÖNCESİ DÖNEM (2-7 YAŞ)
   İşlem öncesi dönem ikiye ayrılmaktadır.
Bunlar;
                                                               
 a) Sembolik dönem yada kavram öncesi dönem (2-4 yaş)
 b) Sezgisel dönem (4-7 yaş)


a) Sembolik dönem yada kavram öncesi dönem:
   İki dört yaşlarını kapsamaktadır. Bu dönemde çocukların dili, çok hızla gelişir ancak geliştirdikleri kavramlar ve kullandıkları sembollerin anlamları, kendilerine özgüdür; çoğu zaman gerçek değildir. Çocuklar, bu dönemde kompleks kavramları ve ilişkileri anlayamazlar. Örneğin; çocuğa, “ su çok fazla, dökeceksin” dediğinizde, çocuk “ çok fazla” gibi kavramları anlayamadığından suyu dökecektir.
  2-4 yaşlarına çocuk, gözünün önünde bulunmayan yada hiç mevcut olmayan nesne, olay, kişi, varlığı temsil eden semboller geliştirmeye başlar. Örneğin; bir çubuğu at, cetveli tabanca gibi kullanabilir. Bu yaşta sembolik oyun sıkça gözlenir. Sembolik oyunlar aracılığıyla çocuklar, çatışmalarını ortaya koyabilir ve dengelerini sağlayabilirler. Çocuklar büyüdükçe sembolik oyunları anlaşılmaz hale gelebilir. Çocuklar, sembolik oyunlarında yetişkinleri yada çevrelerindeki olayları, varlıları taklit ettikleri gibi, oyunu tamamen kendilerine özgü sembollerle de oynayabilirler. Piaget, sembolik oyunun çocuğu bilişsel gelişiminde olduğu kadar duygusal ve sosyal gelişiminde de önemli etkisi olduğunu vurgulamaktadır.
b) Sezgisel Dönem
   4-7 yaş arasını kapsar. Çocuklar bu dönemde, mantık kurallarına uygun düşünme yerine, sezgilerine dayalı olarak akıl yürütürle ve problemleri sezgileriyle çözmeye çalışırlar. Dil, hızla gelişmekte, yaşantılar yoluyla kazanılan davranışların sembolleştirilmesine yardım etmektedir.
  Bu dönemde çocuklar, henüz üst düzeyde sınıflama yapamazlar. Örneğin; nesneleri biçimlerine yada renklerine göre sınıflayabilirler. Fakat ilişkilerini tam olarak farkında değildirler. Ayrıca bütün ve parça arasındaki ilişikileri kuramazlar. Örneğin; sınıftaki erkekler mi çok, kızlar mı, sorusuna eğer erkek sayısı çok ise erkekler diyebilirler. Daha sonra, sınıftaki bütün öğrenciler mi çok, erkekler mi? Diye sorulduğunda da erkekler çok cevabını verebilirler.
  Korunum henüz gelişmemiştir. Korunum herhangi bir nesne yada nesne grubunun fiziksel biçimi yada mekandaki konumu değiştiğinde, nesnelerin miktar, sayı, alan , hacim vb. özelliklerini değişmeyeceği ilkesidir.
  Çocuklar bu dönemde, nesnenin dikkat çekici özelliklerine odaklanmakta diğer özelliklerini gözden kaçırmaktadır. Korunumun kazanılmamasında bu özellikleri etkili olmaktadır.
Örneğin; eşit miktarda dolu olan iki süt bardağından birini, ince uzun bir bardağa, diğerini geniş bir bardağa çocuğun gözünün önünde boşaltalım. İnce uzun bardaktaki süt daha yüksek göründüğünden çocuk, o bardaktaki sütün daha çok olduğunu söyleyecektir. İki eşit miktardaki çikolata kalıbından birisini parçaladığımızda, çocuk gözü önündeki parçalara ayrılmış olan kalıbı daha çok görecektir.

ÇOCUKTA UTANGAÇLIK DUYGUSU


Utangaçlık, bireyin yeni sosyal durumlarda kendisini rahatsız hissetmesi ve dolayısıyla bu ortamlardan kaçınması, kendisinden hoşnutsuz olması ve yetenekli olduğu alanları sergileyememesi olarak tanımlanabilir.
Utangaçlığı değerlendirirken, utangaçlığın bir mizaç, bir kişilik özelliği olduğu gerçeğini de gözden kaçırmamak gerekir. Özellikle yetişkinlerin olduğu kalabalık ortamlara ya da akranlarının olduğu gruplara ilk kez girdiğinde içine kapanan çocukları olan anne babalar bu durumdan endişe duyarlar. Çocuklarının utangaç olmaları ciddi bir problemin işareti mi sorusunu sorarlar.

Bir çok çocuk utangaçlıkla etiketlenir. Oysa yeni sosyal ortamlara girişte ihtiyaç duyulan adaptasyon süresinde gözlemlenen utangaçlık normal bir durumdur. Kaç yaşında olursa olsun her birey yeni girdiği ortamda birbirinden farklı sürelerde de olsa bir adaptasyon sürecine gereksinim duyar. İçine girilen ortama ait kontrol duygusu arttıkça ve ortam daha tanıdık bir hale geldikçe çekingenlik duygusu azalmaya başlar.

Utangaçlık bir eksiklik değil, bir kişilik özelliğidir. Ancak bazı durumlar da utangaçlık çocuk için bir engel oluşturabilir. Utangaçlık bir kişilik özelliği mi yoksa çocuk için bir engel mi sorusuna yanıt bulmak önemlidir. Utangaçlığın bir kişilik özelliği olduğu çocuklar sağlıklı bir benlik değerine sahiptir, göz kontağı kurmakta güçlük yaşamaz, kibar ve kendisiyle barışıktır, genellikle sessizdir ve davranışları genellikle olumludur.


Utangaçlığın bir dezavantaj haline geldiği çocuklar ise negatif benlik algısına sahiptir, kendileriyle barışık değildirler, göz kontağı kuramazlar, bir takım davranış problemleri vardır, akran ilişkilerinde problem yaşarlar ve akranları tarafından kabul edilmeyeceklerine inanırlar, kendilerini güvenli ve huzurlu hissetmekte zorlanırlar daha yoğun olarak öfke ve korku duyguları hissettikleri gözlemlenir.

Utangaçlığın ortaya çıkması çocuğun içinde bulunduğu gelişim döneminin de etkisi olabilir. Özellikle 8. ay civarındaki yabacılardan korkma ve çekinme dönemi hariç, 0- 2 yaş arasındaki çocuklar genellikle insanların verdikleri olumlu tepkilere oldukça spontan olarak yanıt verirler. Ancak 2- 3 yaşları arasındaki çocuklara “utanma” duygusu eşlik eder.Yabancılarla ilişkiye girmekten çekinir hatta korkabilirler. Aslında bu dönem de çocuk kendisini bağımsız iradeye sahip bir birey olarak ortaya koymaya başlar. Başkalarının gözü önünde olduğunu fark eder ve değerlendirdiğini anlar. Bunlar çocukta “utanma” duygusunun oluşumuna katkı sağlar. Bu sağlıklı ve beklenen bir durumdur. Önemli olan “utanma duygusunun” yoğunluğunun çocuğun özerkliğini feda etmesine yol açmamasıdır.

Utangaçlığın bir engel olarak yaşandığı çocukların anne babalarının özellikle çocukları için yardım almaları gereklidir. Profesyonel bir yönlendirme ile, çocukların özellikle okul ortamında karşılaşabilecekleri ve sosyal beceri gerektiren durumlar için çocuklarına gereken desteği verebilir ve evde çocuklarının pratik yapabilmelerine olanak sağlayabilirler.

Anne babalar birlikte oldukları sosyal ortamlarda çocuklarının çekingenlikleri ve utanma duyguları nedeniyle sessiz kalışları, tanışma, selamlaşma vb. sosyal iletişimin gerekliliklerini yerine getiremiyor oluşları nedeniyle zaman zaman oldukça baskıcı ve talepkar olabilirler. Aslında bu beklentinin ifade ediliş şekli bazen çocukların “utangaçlıkları ile utandırılmalarına” neden olabilmektedir.